|
|
|
|
|
>>> Ardahan’ın Doğal Zenginliği |
|
|
|
|
|
|
|
Ardahan, yatırımlar bakımından ülkemizin en mağdur bölgesinin, en mağdur ilidir ne yazık ki… Ardahanlılar yıllarca Ardahan’ ın kalkınıp gelişilmesi için devletin veya özel sektörün yapacağı yatırımları umutla bekleyip durdu. İlimizin ihtiyacı olan yatırımlar yapılmış olsaydı İnsanlar, iş bulacak, ekonomi canlanacak, yaşam koşulları düzelecek, eğitim ve sosyal yaşam kalitesi artacaktı. Belki o zaman Ardahan, ilk fırsatta kaçılmak üzere zorunlu olarak yaşanılan bir yer olmayacaktı. Fakat çeşitli nedenlerle Ardahanlılar’ ın bu yöndeki beklentileri gerçekleşmedi; ne devlet ne özel sektör bu anlamda bir yatırım yaptı. Ardahan’ da çiftçilik ve hayvancılıktan başka bir istihdam alanı gelişmedi. Kaynakların verimli kullanılamaması ve ürününü mamul hala getirilememesi, geçim sıkıntısını arkasından da göçü getirdi. İnsanlar büyük kentlere göç etti; köyler boşaldı, nüfus her geçen gün biraz daha azaldı; Ardahan terk edilmiş bir kent görünümü aldı. Bu göç, gelişmekte olan toplumların yaşadığı doğal bir süreçtir ancak bunun kötü yanı, Ardahanlılar’ ın bir çoğunda memleketlerine karşı ilgisiz, umursamaz, hatta kötümser ve umutsuz tavrın gelişmesi olmuştur. Artık Ardahan’ la ilgili hayaller, planlar, coşkular yerini başka şeylere bırakmıştır. Biz bu yoksul ve yoksun memlekette bezgin ruh hali içinde yaşayıp giderken dünyada ve ülkemizde bir şey olumlu veya olumsuz yönde değişiyor; yeni değerler oluşuyor, yeni bakış açıları gelişiyordu. San ki dünya yeniden keşfediliyordu. Özelikle son elli yılda bütün dünyada çevreyi göz ardı ederek gelişen sanayileşme sonucu ortaya çıkan çevre kirliliği, yaşamımızı tehdit edecek boyutlara ulaştı. Hava, toprak ve su her geçen gün biraz daha kirlendi. Atmosfere salınan sera gazlarının etkisiyle meydana gelen küresel ısınma doğadaki ekolojik sistemleri olumsuz yönde etkiledi. Doğal kaynaklar azaldı ve kirlendi. Bir çok hayvan ve bitki türü yok olma noktasına geldi. Dünya nüfusu hızla artarken artan nüfusu besleyebilmek için yeni tarım alanları açıldı. Toprağa, tohuma ve ürüne müdahale edildi; yoğun suni gübreler ve zirai mücadele ilaçları (peptisitler) kullanıldı, bazı bitkilerin genetik yapısıyla oynandı, hormonlarla birçok bitkinin doğal gelişimine müdahale edildi. Doğal sürece yapılan bu müdahaleler, bir çok hastalığın ortaya çıkmasına, insanların sağlığının bozulmasına, neden oldu. İnsanoğlu, doğal kaynakları ölçüsüzce kullanmanın, doğaya sorumsuzca müdahale etmenin bedelinin ağır olduğunu yaşayarak öğrendi. Kalkınıp gelişmeye çalışırken çevrenin ve doğanın korunmasının gereği anlaşıldı. Çevre, yükselen değer oldu. Toplumlarda çevreye karşı duyarlılık gelişti. Gelişmiş ülkelerin kamuoyları hükümetlerini, sürdürülebilir, çevreci politikalar geliştirmeye zorladı. İnsanlar doğayı yeniden keşfetmeye başladılar. Doğal yapısı bozulmamış, kirlenmemiş bölgeler gözde yerler oldu. Geleneksel üretim yöntemlerinden ilham alınarak organik tarıma yönelmeler başladı. Doğa turizmi gelişti.vb. Bütün bunların insanlık için nasıl vaz geçilemez değeler olduğu fark edildi.
İyimser Olmamız İçin Çok Neden Var.Bizler de yaşanan bu sürecin bir parçası olarak İlimizin sahip olduğu potansiyeli yeniden değerlendirmek zorundayız. Yaşasın... Dünya kirlenirken biz temiz kaldık demiyoruz ama sahip olduğumuz avantajların da farkında olmalıyız. O zaman hedeflerimiz daha gerçekçi, planlamalarımız daha doğru olur. Öncelikle şunun farkına varmalıyız: Bizim, bütün dünyanın sahip olmak istediği temiz toprağımız, temiz su kaynaklarımız, temiz havamız, zengin çayırlarımız ve meralarımız var. Bu meralarda yayılan hayvanlardan elde ettiğimiz doğal sütümüz, etimiz var. Yüzlerce çiçekle donanmış dağlarımız ve yaylalarımız, Kafkas arımız ve balımız var. Bu varlıklarımızın yanında bir çok kirleticiden uzak olmamız sahip olduğumuz zenginliklerin değerini daha da artırmaktadır. İlimizde suni gübre ve zirai mücadele ilacı kullanımı, İl Tarım Müdürlüğünün verilerine göre Türkiye ortalamasının çok altındadır. Bunun İlimizde herhangi bir sanayi kuruluşu olmadığından sanayi kaynaklı çevre kirliği de oluşmamıştır. Belki de çözüm bekleyen en önemli çevre sorunumuz evsel atık sular ve katı atıkların yarattığı kirliliktir. Bu sorunun da istenildiğinde kısa zamanda çözülebilecek bir sorundur. Şu anda önemli olan su kirliliğinin yaygınlaşmadan önüne geçilmesidir. Köylerimize, kasabalarımıza su ve kanalizasyon gibi hizmetler götürülürken bu çalışmaların çevre üzerindeki olumsuz etkilerinin iyi hesaplamak gerekir. Tarım ve hayvancılığın tek uğraş olduğu köylerimizde, konutları suya, kanalizasyona kavuştururken yer altı ve yüzey sularının, kirletilmesine razı olmamalıyız. Sonuç olarak, değişen konjonktür ışığında İlimizin sahip olduğu değerler ve sunduğu olanaklar bilimsel boyutta yeniden ele alınmalı ve geleceğimiz buna göre şekillendirilmelidir. Çünkü yukarıda kısaca değinmeğe çalıştığım değişimler ilimizi bu bakından daha özel bir konuma getirmiştir. Artık Ardahan’ a yatırım istenirken veya yapılırken seçici olmak zorundayız. Unutmamalıyız ki ilimizi avantajlı konuma getiren, doğal zenginliklerimizin; toprağımızın, suyumuzun, havamızın temiz kalmasıdır, temiz olmasıdır. Avantajlı konumumuzun devam etmesi bu değerlerimizin korunmasına bağlıdır. Yapılacak yatımlar bu potansiyeli harekete geçirecek nitelikte en azında bu değerlere zarar vermeyecek özellikte olması gerekmektedir. İlimizde zamanla oluşabilecek çevre; özellikle toprak ve su kirliliği sahip olduğumuz bir çok avantajı ortadan kaldıracaktır. Doğası; suyu toprağı, çayırı, merası, kirlenmiş bir Ardahan’ da yaşamak zorunda kalırsak işte o zaman karamsar olmamak için bir nedenimiz kalmaz. İlimizin sahip olduğu potansiyelin farkına varılması, korunması ve harekete geçirilmesi umuduyla.
ARDAHAN TEMSİLCİSİ Özcan ÖZTÜRK ozcanozturk75@hotmail.com
|